| | Üretsiz Blog oluştur

BURCUM AKREP

AKREP BURCU
23 Ekim - 22 Kasım
Elementi: Su
Özelliği: Duyarlı
Yönetici Gezegeni: Mars ve Pluto
Metali: Çelik ve demir
Uğurlu Günü: Salı
Uğurlu Sayısı: 9
Uğurlu Taşı: Opal, Yakut, Ametist, Kuarts
Uğurlu Renkleri: Canlı kırmızı, siyah
Uğurlu Çiçekleri: Kırmızı karanfil, hanımeli, ateş çiçeği
Uğurlu Kokuları: Misk, zümbültemer, manolya
Uğurlu Müzik: Marşlar ve canlı şarkılar
En Belirli Özelliği: Kararlılık
En Büyük İdeali: Zenginlik
En Büyük Hatası: Merhametsizlik
En Büyük Arzusu: Ömür boyu güven

Akrep'ler kendi burçlarına gösterilen tepkiden bıkmışlardır. Onların acımasız ve tehlikeli oluşları varsayımı yanlıştır. Ancak kendini savunurken bu özelliklerini ortaya çıkarabilir.

Akrep tedbili kıyafetle dolaşmaktan hoşlanır.

Gözlerine bakın. Yeşil, mavi, kahverengi, siyah olabilir; ancak bu gözler, büyüleyici bir ısrarla, delip geçici bakışlarla bakar. Her seferinde size böyle ısrarla bakacaktır. Akrep'in gözleri, sanki ruhunuzu delip geçercesine, acımasızca, içinizin derinliklerine bakar.

Ses tonu kadife gibi yumuşak, kısık ve son derece etkileyicidir. Konuşması ya ağır ve ölçülü ya da güçlü ve kesik kesik olabilir. Ancak kendisini asla küçümsemeyecektir. Akrep kesinlikle gurur sahibi bir insandır. Ne olduğunu ne olmadığını çok iyi bilir. Hakaretler bir kulağından girer diğerinden çıkar, komplimanlar onu yerinden bir santim oynatmaz. Başkalarının, kusurlarını ve erdemlerini sayıp dökmelerine ihtiyacı yoktur. En iyi şekilde övgülerinizi sükunetle kabul eder, en kötü olasılıkla, sizin niyetinizden kuşkuya düşer.

Doğumunda aldığı ağır yıldız etkileriyle huzursuz biri olan Kasım doğumlu bazı insanlar vardır. Çok az sayıda sinirli Akrep'e rastlarsınız.

Çoğunun güçlü fiziksel yapıları vardır. Yüzleri göze çarpacak kadar büyük ve keskin hatları vardır, açık bir şekilde anlamlıdır, burun oldukça büyük, bazen gaga biçimindedir. Genellikle yüz çok solgun, neredeyse yarı saydamdır, kaşları kalın ve burun köprüsünün, üstünde birbirine örülmüş görünümündedir. Akrep'in varlığında, kendisini ele veren, belirgin elektrikli bir canlılık vardır. Ne kadar sakin olmaya çalırsa çalışsın, böylesine bir canlılık tümüyle gözlerden gizlenemez. Erkeklerin bacakları ve kolları, çoğunlukla kızılımsı tonda, tüylerle kaplıdır. Akreplerin çoğunun saçları ve gözleri koyu renktir.

Böylesine üstün bir kişiliği kıskanmak gerekir. Duyguları ne kadar alt üst olursa olsun, bunların Akrep'in o donmuş hareketsiz yüzüne yansıdığını çok nadiren görürsünüz. Bu insanlar gururlu ve bilinçli olarak yüzlerinde boş bir ifade taşırlar. Onlar yüzlerine durağan olmayı emrederler, yüzleri de bu emre itaat eder.

Tebessümler ender görülür ama içtendir. O hiçbir zaman utanıp, çekinmeyecek veya gururlanarak kabarmayacaktır. Her zaman en üst düzeyde tepki gösterir; çünkü sizin karakterinizi ve niyetinizi amansızca incelemek, aynı zamanda kendi gizemini korumak Akrep'in sanatıdır, ve o bunun ustasıdır.

Çabuk hareket eden ve konuşan, açık ve dostça davranışları olan belirli bir Akrep tipi olduğunu önemle hatırlamak gerekir. Sert ve kararlıdır. Belki biraz da tehlikelidir, çünkü aslını gizlemektedir ve sizi yanıltmaktadır. Ona tamamıyla zararsız bir insanmış gibi davranın, ateşle oynadığınızı anlarsınız. Bütün Akrep'lere karşı dikkatli olun.

Eğer hassas bir insansanız, onun fikirlerini ve öğüdünü sormayın. Çıplak ve acı gerçeği öğrenirsiniz. Ona sorarsanız söyler; sahte komplimanlar yapmaz. Onun düşmanları bile ona kinle dolu da olsa, saygı duyarlar ve açıkça meydan okumamaya dikkat ederler.

Yine de, bu insanlarda sık sık görülen bir tatlılık vardır; hasta veya mutsuz insanlara müşfik bir yakınlık gösterirler. Akrep'in dokunuşu serin ve yumuşak olduğu gibi, yakıcı da olabilir.

Asla, depresyon kuyusunun yapışkan derinliklerine kadar düşmez.

Hiçbir şeyden korkmazlar. Sıradan bir Akrep, fiziksel acılardan ve fakirlikten, mağrur kişilerin saygısızlığına ve alayına kadar herşeye cesaretle göğüs gerer ve her felaketin üstesinden gelmek için sahip olduğu ruhsal güce sonuna kadar güvenir.

Dostlarına son derece bağlıdır.

Akrep kendisine verilen bir armağanı veya yapılan bir iyiliği asla unutmaz ve cömertçe karşılık verir. Bunun aksine, kendisine çektirilen bir acıyı veya yapılan bir haksızlığı da unutmaz ve buna verilecek karşılığın çetin yolları vardır. O, düşmanı tamamıyla yok etmek, ya da en azından ona üstün gelmek zorundadır. Nasıl öç alacağını hesap eder.

Akrep her şeyi söyleyip yaptıktan sonra, savunmasız birine zarar verdiği için utanç duyar.

Sağlık durumu, onun tipik karakterini yansıtır. Aşırılıklarla, melankoli veya fazla çalışmayla kendi bünyesini mahvedebilir. Ama kendi iradesiyle onu önemli bir hastalıktan da döndürebilir. Çok az hasta olurlar. Olursa da ciddi bir hastalığa yakalanır. Uzun bir dinlenme, davranışını değiştirme, alev alev içini yakan gücenikliği bırakarak, huzur içinde durumu kabul etme, en iyi tedavi yoludur.

Akrep, dinle derinden ilgilenir, yaşam ve ölümle ilgili bütün konulara büyük merak duyar, sekse ihtiraslı bir ilgi besler ve reform arzusu onu şiddetle çeker. Kendini aile bağlarına ve aşkına adamıştır. Çocuklarını şefkatle korur. O ya aziz ya da bir günahkardır.

İhtiraslarını açıkça hiçbir zaman belli etmez. Kesinlikle kontrolü ele alır. Eğer gerçekten istiyorsa, istediği şey kesinlikle hayal olmaktan çıkacaktır. Pluto'nun karanlık, sihirli ve gizemli gücü; soğukkanlı, dikkatli, kararlı bir gayretle arzularını gerçeğe dönüştürür.

Akrep, hayatın ve ölümün sırlarını bilerek ve eğer isterse her ikisini de fethetmek yeteneğiyle doğmuştur. Eski sırlar onun parlak zekasını büyürler

 

Akrep Erkeğine yapılmaması gerekenler;

* yalan söylemeyin.
süphesiz ki akrep erkekleri gözlerinizin saklayamadıklarını hisseden ve görebilendir.
rol yapmayın,kendiniz gibi davranin.
kuşkusuz ki akrep erkekleri maskelerin ardındaki riyakarları seçebilen ve affetmeyenlerdir.

*zekasını asla küçümseme. sezgilerine güvenmemeyi deneme. psikolojik gücünün sınırı var mı diye merak etme. komplekssiz erkek yoktur önyargını onlayken unut. hayatta bir şeyi başaramama olasılığı olmadığını unutma. sahte olma, olandan uzak dur. bağlanıp gitmek istemiyorsan da asla aşık olma.

*bişeyi yapması için ısrar etmeyin. yapacağı varsa da yapmaz.

*sorularına kesin ve net yanıtlar verin. muallakta bırakmayın. şüphecidir, aklına olmadık şeyler gelebilir

*onu yaralamayın, yaptıysanız mutlaka karşılığını bekleyin...

*evlilik ve cocuktan bahsetmek basta gelenlerdendir.
birlikte yasamaktan, evin icinde dolasan yavru kedilerden bahsedilmeli.

*karmaşık mesajlar vermeyin, açık ve net olun.
kafası karışık bir akrepten tehlikeli az şey vardır.

*insan gibi davranın oda size insan gibi davransın..

Sezer'in affettiği teröristler

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan'ı 'sürekli hastalık' sebebiyle affetmesi bazı kesimlerce eleştiri konusu oldu.
 

Tartışma, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in af uygulamalarını gündeme getirirken Erbakan'ın kurmayları, Gül'ü eleştiren çevrelerin o dönem sessiz kaldığına dikkat çekiyor. Başbakanlık yapmış, 82 yaşındaki bir ismin affedilmesine tepki gösterenlerin Sezer döneminde cezaevinden çıktıktan sonra terör eylemlerine katılan DHKP-C militanlarını görmezden geldiği hatırlatılıyor. Edinilen bilgilere göre, Sezer 2001'de 15 mahkûmu affetti. Bunlardan ikisi küçük yaştaki çocuklara tecavüzden, biri ise PKK üyeliğinden ceza almıştı. 2002'de affedilen 100'e yakın mahkûmun büyük bölümü yasadışı örgüt mensubuydu. Sezer, 2003'te sağlık gerekçesiyle 123 mahkûmun cezasını kaldırdı. Bunlardan 38'i DHKP-C ve Dev-Sol örgütü mensubu, 18'i TKP-ML TİKKO, 3'ü de PKK üyesi olmaktan cezaevindeydi. Daha sonraki yıllarda da benzer bir tablo ortaya çıkarken, bu durum devlet kurumlarının raporlarına da yansıdı.

82 yaşındaki Erbakan'ın affedilmesi, ilginç bir tartışmayı beraberinde getirdi. CHP'nin başını çektiği çevreler, Gül'ün anayasal yetkisini kullanmasını kıyasıya eleştiriyor. Ancak aynı kesimler Sezer'in yasadışı örgüt mensuplarına yönelik tasarrufuna sessiz kalmıştı. Erbakan'ın hukukçu kurmaylarından Şeref Malkoç, bu durumu çifte standart olarak değerlendirdi. "Toplumun vicdanı bunları değerlendirir." diyen Malkoç, Cumhurbaşkanı'nın af yetkisinin eleştirilmesini doğru bulmuyor: "Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa'nın verdiği takdir yetkisini kullanabilir. Bu konular üzerinde yorum yapılamaması gerekir. Bir defa millet olarak devletimizin başında olan kim olursa olsun itibar etmişizdir. Bizim devlet millet geleneğimizde bu var. Şu anki cumhurbaşkanına da af yetkisi verilmiş. Bu yetkisi kullanırken hangi prosedürlere uyacağı da belli. Bunun dışında bu tartışmalar doğru değil. Türkiye'de her şey tartışma konusu oluyor. Bunu doğru bulmuyorum."

10. Cumhurbaşkanı Sezer'in af yetkisini kullanma yönündeki kararları incelendiğinde çarpıcı bilgiler göze çarpıyor. Sezer, 16 Mayıs 2000'den 23 Mart 2007 tarihine kadar 260 mahkûmu affetti. Bunların çoğunluğunu cezaevlerindeki açlık grevleri sonrasında 'Wernicke Korsakoff' hastalığına yakalananlar oluşturuyor. Sezer, ilk af yetkisini ise böbrek yetmezliği bulunan eroin kaçakçısı Mehmet Demir için kullandı. Eski cumhurbaşkanı, aynı yıl iki uyuşturucu kaçakçısının cezasını kaldırdı. 2000 yılında affedilen mahkumlardan üçü cinayetten, ikisi silah bulundurmaktan biri de kaza ile ölüme sebebiyet vermekten cezaevindeydi. Affedilen teröristlerin bir kısmı dağa çıkarak faaliyetlerine devam etti. Bu durum devlet kurumlarının raporlarına da yansıdı.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2001'de 15 mahkumu affetti. Bunlardan ikisi küçük yaştaki çocuklara tecavüzden ceza almıştı, biri ise PKK üyesiydi. Cezaevlerinde yaşanan açlık grevlerinin ardından affedilenlerin sayısında büyük artış oldu. Cumhurbaşkanı Sezer, 2002'de 100'e yakın mahkumun serbest bırakılmasını sağladı. Bunların büyük bölümü ise yasadışı örgüt mensuplarıydı. 2003'te 123 hükümlü sağlık gerekçesiyle salıverildi. Bunlardan 38'i DHKP-C ve Dev-Sol örgütü mensubu, 18´i ise TKP-ML TİKKO örgütü üyesi olmaktan cezaevindeydi. Mahkumların diğer örgüt üyelerine dağılımı şöyle: TİKB (14), THKP (4) TKİH (1) DHP (1) PKK (3) TKEP (2) TDKP (2) BELİRSİZ (10)

2004'te TKP-ML üyesi Semiral Yılmaz ve Hüseyin Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 9 mahkum yine aynı gerekçeyle affedildi. Sezer'in 2005'te cezasını kaldırdığı İbrahim Ayhan Özgül, yasadışı Dev-Sol örgütü üyesiydi. Sezer´in 2006'da affettiği Mustafa Ablaş ise eşini öldürmekten mahkumdu.

İşte Sezer'in serbest bıraktığı mahkumlar ve örgütleri

İlhan Demirel (Yasadışı örgüt), Yaşar Demircan (Dev-Sol), Ramazan Çiçek (Anayasal düzeni yıkmak), Metin Günay (TİKB/GK), Atilla Selçuk (Anayasal düzeni yıkmak), Barış Kaya, Suat Karabulut (Dev-Sol), Ümit Kanlı, Gülseven Öztürk (DHKP-C), Fatma Güzel, Ergün Bütüner (TKP-ML), Barış Yıldırım (DHKP-C), Hakkı Şeker (DHKP-C), Nuray Gezici (Dev-Sol), Tamer Çadırcı, Ulaş Göktaş (DHKP-C), Mesut Avcı, Madımak Özen (DHKP-C), Ayten Eren (DHKP-C), Özgül Dede (DHKP-C), Yüksel Doğan (PKK), Murat Candar (TİKB/GK), Mustafa Genç, Ayla Özcan, İbrahim Tekin, Semra Askeri, Mehmet Şahin (DHKP-C),Gülperi Özen (DHKP-C), Haydar Baran (TKİP-Ekim) M.Erkan Çetin (Dev-Sol), Hatun An, Hakan Baran, Yılmaz Babatümgöz (MLKP), Resul Ayaz (MLKP/K), Zeynel Yıldız, Nazan Yılmaz (DHKP-C), Hasan Çebe (TİKB) Ertuğral Kaya (DHKP-C), Mete Yalçın (TİKB), Barış Gönülşen (TİKB), Esmehan Ekinci (TİKB), Mehmet Acettin (MLKP), Mehmet Leylek (MLKP), Erol Altıokka (TİKB) Ercan Uçuk (TKP/ML-TİKKO), Ali Şahmo (TKP/ML-TİKKO), Gürban Hızmay (DHKP-C), Sadık Yılmaz (MLKP/K), Aydan Odabaş (DHKP-C), Petek Türkmen (TİKB), Haydar Özbilgin (MLKP), Muharrem Kurşun (MLKP), Leyla Alp (DHKP-C), Sedat Felek (TKP/ML-TİKKO), Şudaman Kamancı (Ekim), Ali Haydar Geckin (TKP/ML-TİKKO), Gamze Bayram (DHKP-C), Sibel Horasan (Dev-Sol), Hüseyin Ali Günay (TKP/ML), Erdal Arıkan, Suzan Baran (TKP/ML-TİKKO), Namık Kemal Bektaş (MLKP), Nuray Özçelik (TİKB), Hülya Türüç (TİKB), Mahmut Yücel (TKP/ML-TİKKO), Ömer Ünal (TİKB), İsmet Sınağ (DHKP-C), Makbule Akdeniz (TİKB), Cem Şahin (DHKP-C), İnayet Günenç (TİKB)

KİM KAÇ KİŞİYİ AFFETTİ?

Kenan Evren: 27

Süleyman Demirel: 100

Turgut Özal: 21

Ahmet Necdet Sezer: 260

Sadece Cumhuriyet yayınladı

İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan ve Hollanda'da kanserden ölen yasadışı DHKP-C lideri Dursun Karataş'ın ailesi tarafından verilen taziye teşekkürürü ilanını sadece Cumhuriyet gazetesi yayınladı.

 

 

Türkiye'de Sabancı suikastı, Hiram Abas, emekli Yarbay Ata Burcu, emekli Orgeneral Hulusi Sayın, emekli Oramiral Kemal Kayacan süikastleri gibi pek çok kanlı eylemi gerçekleştiren DHKP/C terör örgütünün elebaşı Dursun Karataş, 12 Ağustos'ta ölmüştü. Karataş, 15 Ağustos'ta da DHKP/C'lilerin sloganları arasında defnedilmişti.

Cenazanin ardından PKK'nın da içinde olduğu pek çok yasa dışı terör örgütü başsağlığı mesajları yayınlamıştı.

Karataş ailesinin bu mesajlara teşekkür için yayınladığı taziye teşekkürü ilanını sadece Cumhuriyet gazetesi tarafından yayınlanması dikkat çekti

Yeni bir sendika başkanı skandalı

İşçilikten milyarderliğe uzanan sendikacılık serüven. işte Takvim'in bugünkü haberi.
 

Bu bir devrim!

Devrimci-İş Sendikası'na bağlı Lastik-İş'in başkanının 3 milyon YTL değerinde bir apartmanı, milyonlarca YTL'lik bir villası ve bir işyeri olduğu ortaya çıktı....

MAAŞINDAN BAŞKA GELİRİ YOK

Devrimciler devrimci olalı böyle vurgun görmedi. DİSK'e bağlı Lastik-İş Sendikası'nın 9 yıllık başkanı Abdullah Karacan, tam anlamıyla 'kirli çıkı'ymış. Başkanlık maaşından başka hiçbir geliri olmayan Karacan'ın, İzmit'in en lüks semtinde 3 milyon YTL'lik apartmanı olduğu ortaya çıktı.

"EVET" YA DA "HAYIR" DEMEDİ

Skandal bununla da bitmedi. Aynı başkanın İzmit'te milyonlarca YTL değerinde bir villası ve şehir merkezinde bir işyeri olduğu da belirlendi. Lastik-İş üyeleri, "Maaşı dışında bir geliri yok biliyorduk, anlaşılan varmış" yorumu yaptı. Karacan, "Apartman size mi ait?" sorusuna "Evet ya da hayır diyemem" cevabı verdi.

Kirası bin 500 YTL...

Karacan'a ait 5 katlı apartmanda 150 metrekarelik 8 dairenin yanı sıra, 2 tane de dubleks daire bulunuyor. Emlakçılar, normal dairelerin kirasının bin, dublekslerin ise bin 500 YTL olduğunu söylüyor. İşçiler ise başkan hakkında suç duyusunda bulundu...

***

İnşaatta Devrimci-iş

Devrimci İşçi Sendikaları'na bağlı Lastik İş'in Başkanı, 3 milyon YTL'lik apartman yaptırdı. Başkanlık maaşıyla geçinen Karacan'ın ayrıca 500 bin YTL'lik bir işyeri ve villasının da olduğu ortaya çıktı.

Kocaeli, bir sendika başkanının milyonlarca YTL'lik apartmanını konuşuyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na bağlı (DİSK) Lastik-İş Sendikası'nın 9 yıllık genel başkanı olan Abdullah Karacan, Kocaeli'nin en lüks semtinde 3 milyon YTL'lik apartman yaptırdı.

'MAAŞI DIŞINDA BİR GELİRİ YOK'

Karacan'a ait olan 5 katlı apartmanda, 150 metrekarelik 8 dairenin yanı sıra 2 tane de dubleks bulunduğu öğrenildi. Emlakçılar, bölgede normal dairelerin aylık kirasının bin, dublekslerin ise bin 500 YTL olduğunu belirtti. Karacan'ın ayrıca, 500 bin YTL'lik işyerinin ve villasının bulunduğu iddia edildi. Başkan Karacan'ın yakınları, "Sendika başkanlığı maaşının dışında bir geliri yok. Bu apartmanı nasıl yaptırdı anlayamadık" diye konuştu.

'MUTLAKA İNCELENMELİ...'

Bu arada Karacan'ın talimatıyla işten el çektirildiğini belirten Pirelli Lastik Fabrikası'nın baş temsilcisi Harun Demir, sendika başkanlığı ile bu kadar mal varlığının yapılamayacağını söyledi. Demir "Savcıları ve genel merkez yöneticilerini göreve çağırıyoruz" dedi.

İşçi olarak çalışıyordu

Başkan olmadan önce lastik fabrikasında işçi olarak çalışan Karacan, "Apartman size mi ait" sorusunu, "Evet veya hayır diyemem" şeklinde cevaplandırdı. Karacan, "Sendikadan aldığınız maaşla mı geçiniyorsunuz?" sorusuna ise "Sizi ilgilendirmez" yanıtını verdi.

DÜNYA BİR İNKILAP BEKLİYOR

Komünizmin biricik metodu, her ülkeyi kendi ümitsizliği,bezginliği, sıkıntısı içinde avlayıp, yani insanları (Antitez) leriyle yakalayıp birdenbire çare ve tez olarak onlara kendini sunmaktır.
.... Komünizmin, başından beri aksiyoncu değil, reaksiyoncu, tezci değil, antitezci lüpçülük(bedavacılık) ve istismarcılık metodu ve onun kaba hatlarla, eski ve yeni .... macerası!...

--------------------------
Netice:

Dünya, ilk insandan beri, hakikatin merkezini ötelerde, ötelerin ötesinde, onun ötesinde, namütenahi ötelerde kurcalayan dinlerden ve madde üstü inanış sistemlerinden harekete geçtiğine göre, artık anlıyoruz ki, Materyalizm ve Komünizm, her şeyden evvel bir aksiyon değil, bir reaksiyondur. Dine ve madde üstü inanış sistemlerine, felsefe lügatıyla İdealizm ve spiritüalizme; ve ananevi cemiyet temelini kuran her türlü ferdi mülkiyet ve hürriyet hakkına karşı sert bir aksülamel...Esasta amel,askiyon, karşı taraftadır; ve böyleyken bu aksülamelin, koskoca bir kitabiyat halinde aksiyonluk bir çapa ulaştırıldığıda inkar götürürür gibi değildir. Fakat ister aksiyon, ister reaksiyon, bir kitabiyat, mücerret hak ve hakikat davasında, Avrupa fikir tezgahlarında çoktan beri ölüm darbesini yemiş, raflara tarihi bir hatıra olarak istif edilmiş, 20. asrın en galiz fikir delaleti diye yaftalanmış; ve kendi tatbikat ocağında bin bir aşıda ve ameliyattan sonra, tam manasiyle milli ve kavmi bir ihtiras sistemi halinde medeniyet dünyasının üstüne kanat germiştir.
Ona karşı koyabilmek için onu tanımak lazımdır. Biz ise, Komünist geçinenlerimiz başta, kendimizi tanınmıyoruz ki, onu tanıyabilelim...
Komünizmin, başından beri takip ettiği istirmarcılık ve lüpçülük(bedavacılık) çizgisini görüp bilmek ve omuz silkip geçmen de para etmez. Zira bu cani lüpçülüğün altında, güme götürülmesi mümkün vatanlar vardır; ve pratikte 20. asrın deha markasını taşıyan komünist metodunun şakaya gelir tarafı yoktur.

Öyleyse?..İş ne yapmakta?

Göklerin rahminde kan renkli şafaklara bürülü bir yeni gün hasretiyle kavrulan insanlığın ıstırabını duymakta...Ezelden gelip ebede giden gerçek kıymetlerin hesabını sormakta...Solmayan renkten, kısılmayan sesten, kırılmayan çizgiden, geçmeyen andan, pörsümeyen yeniden, küflenmeyen madenden haber istemekte...İnsanlığı için için kemiren bu hummanın gerçek çile payını yüklenmekte...Gerçek manada bir yeni nesil yoğurmakta...Bu yoğurma işinin hamurkarlarını bulmakta...
Ne azim dava!...

İNŞALLAH BU YOĞURMA İŞİNİN TEKNESİ VATANIMIZ OLUR; LİF LİF KÖKÜMÜZÜ TUTAN VE ASLA BIRAKMAYAN AZİZ ANADOLU!.

NFK

 

Ülkücü Aydınlar ve Kalkınma

İlme ve ilmi araştırmaya büyük önem verilerek, memleketin ihtiyacı olan ilim adamı ve teknokrat kadrosu tespit edilip mevcut başıbozuk sistem yerine bu hedefe uygun bir eğitim sistemi uygulanmalıdır. Üretimi artırıcı tatbiki ve araştırıcı bir yönde ilim ve tekniğe ilk planda yer verilmelidir. Böyle bir eğitimle yetişecek üretici, araştırmacı uzman kafalar yurt dışına gitme mecburiyetine bırakılmaksızın; kalkınmamızda başköşe verilerek layık oldukları durum sağlanmalıdır. Beyin sömürü ve ihracı son bulmalıdır.

Aksi halde milletin kalkınma, gelişme ve varlığını devam ettirebilmesi mümkün değildir.

TÜRK AYDINI TÜRK GİBİ DÜŞÜNMELİDİR

Düşünce ve tavırda istiklalini kazanamayan, taklitçiliği aşamamış hareketlerden büyük ve yaratıcı hamleler beklemenin mümkün olmadığını belirtmeliyim.

Bir milletin aydınları, geri kalış sebepleri hakkında doğru bilgi ve değerlendirmelere sahip olmadıkça, ülkelerin geleceğinin sağlam esaslar üzerine kuramazlar. Bu konuda maalesef Türk aydınları yabancı kültürlerin emperyalizmine mağlup olmuş ve bu yüzden elli yılı aşan gayretlerimiz umulan semerelerini kazanamayan, taklitçiliği aşamamış hareketlerden büyük ve yaratıcı hamleler mümkün değildir.

Sıhhatli görmek, ancak dünyaya kendi gözümüzle bakmakla mümkündür. İnanıyoruz ki, Türk milleti Müslümanlığı ruh, Türklüğü beden kabul eden anlayışı içinde, kendi öz kültürünü hayatına hakim kılmakla, büyük atılımlara girecek, maddeten ve manen çağdaş seviyenin üstüne çıkacaktır. Türk gibi düşünme alışkanlığına kavuşmak ve meselele¬rine bu açıdan çıkış yollan getirerek millerine öncülük etmek vazifesi ile yüklüdür. Türk aydını Milliyetçi Hareketin etrafında kenetlenerek, halkımızla da bütünleşmenin yolunu bulmuştur. Milliyetçi Hareketin zaferi, Türk milletinin milli fikridir.

Bu anlayışla Türk milletinin tarihi çizgisine yönelme, kendi milli ve manevi değerlerine sahip çıkma temayülünü her geçen gün kuvvet kazanmaktadır. Türk milletinin kendini buluşu, kendine dönüşü adını verdiğimiz bu mukaddes gelişme, günü gün etmek isteyen kitle partilerinin saltanatını tehlikeye sokmaktadır. Gündelik siyaset oyunları onları kurtaramayacak, başvurdukları her tedbir yıkılışlarını hızlandıracaktır.

DAVAMIZ: MAZİMİZE LAYIK BİR İSTİKBAL YARATMA KAVGASIDIR

Türk milleti tarihinin çok buhranlı bir devrini yaşamaktadır. Dünya üzerinde bağımsız devlet olarak varlığını sürdürüp sürdürmeme durumu ile karşı karşıyadır. Bunun sebebi insanlığın hayatında meydana gelen büyük değişmelerdir. İlim ve teknik¬te ileri memleketlerin ulaştığı akıl alaz gelişmeler, onları önünde durulmaz güçler haline getirmiştir. Son 58 yıl içinde sağlanmış olan bu gelişmelere Türk milleti yine ayak uyduramamıştır. Bunun başlıca se¬bebi Türkiye'yi yönetenlerin yeteneksiz oluşlarındandır.

Bizim ileri sürdüğümüz ideoloji ve başlattığımız siyasi aksiyon, hiçbir karşılık beklemeksizin insanları sevmek ve Türk toplumuna hizmet etmek ülküsüne dayanmaktadır. Ne durumda olursa olsun¬lar, insanları horlamadan, hafife almadan, onlara sevgi ve hürmetle davranarak benimsemek; hakka adalete dayanarak çalışmak görüşünü savunduk. Toplum varlığını ve millet menfaatlerini kişi menfa¬atlerinin üstünde tutulmasını insanların mutluluğu için ana görüş kabul ettik, Türk gençliği çok temiz, çok idealist bir kütledir. Yüksek milli, insani ülküler uğrunda fedakârca çalışmayı ve mücadeleyi şeref sayar. Memleketimizde siyasi partilerin içinde görev alan aydınların çoğunluğu, bir ülke için çalışmak yerine, milletvekili veya senatör seçilmek, şahsi çıkarlar elde etmek gayesini gütmektedirler. Bu bakımdan Türk siyasi hayatı idealist, fedakâr ve feragat sahibi insanlara yer vermez bir durumdadır. Siyasi partilerde menfaat dalavereleri ve menfaatçilerin sonu gelmez dedikoduları sürüp gitmektedir.

İşte bu durum içinde, biz, Türk milletinin davalarını hiçbir taviz vermeden, maneviyatlı, ilmi, ahlakı kılavuz yaparak ele aldığımız için aydın Türk gençliğinin büyük çoğunluğu hareketimize katmış bulunuyoruz. Bizim Türk milliyetçileri olarak 1965'lerden çok önce, gerek 1965'den sonra siyasi aksiyon olarak yürüttüğümüz mücadeleyi kısaca şöyle özetleyebiliriz:

DAVAMIZ: Türk milletinin büyük ve şanlı mazisine layık, bir istikbal meydana getirmektir.

Türk milliyetçiliği, Türk milletinin temiz ve üstün yaşama iradesinin şuurudur. Türk milli-yetçiliğini tehlikelere karşı doğmuş bir reaksiyon olarak düşünemeyiz. İnsan sevgisi ve insan haysi¬yetine hürmeti esas kabul ede; hak ve adalete dayanarak yüksek medeni bir nizam kurmayı hedef alan yüce bir aksiyondur. Bu aksiyon köleliğe, uşaklığa yer vermemek ve dilenci olmayı be¬nimseyecek ruh düşkünlüğünden Türk aydınını, gelecek nesilleri kurtarmak gayesini gütmekte¬dir. Bu aksiyonun kurmak istediği toplum düzeni insan emeğinin kutsal tanıyarak ve çalışarak alın teriyle yaşamayı ve eserler meydana getirmeyi en şerefli yol olarak kabul etmektedir.

Biz başkalarından dilenmeyi açıkgözlülük sayan, başkalarına sığıntı olmayı benimseyen zihniyete karşı, yeni bir aydınlar kadrosunu kurmak gayesini güderek işe başlamıştık. Bunda büyük mesafeler kaydettiğimiz ortadadır.

Biz Milliyetçi Hareketçiler olarak yabancı ideolojilerle de mücadele ederek onların Türk devletini ele geçirme planlarını önlemede en büyük rolü oynadık, Bize yapılan hücumlara gelince; bunların başlıca kaynağını bu yabancı ideolo¬jilere bağlanmış olmuş, aldatılmış kimseler mey¬dana getirmektedir. Bugün Türkiye'mizde üç tip aydın vardır:

1-Samimi, inançlı, ülkücü, milletçi aydın

2-Yabancı ideolojilere ve yabancılara gafletle ve menfaatle bağlı aydın.

3-Eyyamcı, menfaatçi, ilgisiz aydın.

Hareketimiz bu ikinci ve üçüncü grubu teşkil edenler tarafından yapılan iftiralar, haksızlık ve düşmanlıklara maruz kalmıştır. Buna rağmen dimdik, eskisinden daha güçlü yürütmektedir. Bu çevrelerden bize gelecek her hücum bizim için şeref sayılır.

Gelecek, Türk milleti için büyük tehlikelerle doludur. Bunlar, yabancı ideoloji ve yabancı kül¬türleri saldırısıyla, içimizde körüklenen bölücü hareketler ve hepsinden de kötüsü, insanlarımızdaki inanmamadan, silkinmemeden ileri gelen gafletin devam etmesidir.

Bu sebepler dolayısıyla yakın gelecekte büyük mücadeleler olacaktır. Milliyetçi Hareket gençliği kendini buna hazırlamalıdır. BU MÜCADELEDEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ GALİP ÇIKMALIDIR. ÇIKACAKTIRDA...


_________________________   
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ   

EŞŞEK HÜRRİYETİ

Namaz müspet aksiyoniyle bilinir; yani kılındığı görülmekle... Kılınmazken kılınmadığı belli değil... Oruç ise bunun aksidir. Menfi aksiyoniyle anlaşılır; yani tutulmadığı surata çarpılmakla... Tutulurken de tutulduğu belli değil... Öyleyse namaz kılmayan bir adamın edasında ona hakaret göziyle baktığına dair bir alâmet yoktur; oruç tutmadığını surata çarpan birinin tavrındaysa, dine saygısızlık açık... Bu yüzdendir ki, Şâfi fıkhında, halk içinde oruç yiyenlerin cezası müthiştir. Dine sövmenin cezası neyse o...

Şu halde oruç tutamayan biri, suçunu yalnız bu kadar bırakmadığı için, tutmamak fiilini mutlaka gözlerden kaçıracak ve Allah uğrunda aç ve susuz kalanların yüzüne sigara dumanı üflemenin veya huzurlarında ağız şapırdatmanın Allah ile alay etmeye kadar varan şenaatinden uzak kalacaktır.

Bu inceliği vaktiyle ApostoPlar, Mığırdıç'lar, Mişn'lar bile idrak eder ve Ramazanda, Müslümanların karşısında sigara içmezler, şunu bunu atıştırmazlardı.

Bugün ise lâiklik dine hakaret mânasında alındığı için, her biri, doğumunda nüfus kâğıdının ve ölümünde musalla taşının sahte Müslümanları, oruç yeme fiilini şahıslarına inhisar ettirmek yerine cemiyet meydanına intikal ettirmekle, tavır ve eda halinde Müslümanlığa sövmüş oluyorlar ve hareketlerinin mânasını idrakten âciz, bir gaflete düşmüş, daha doğrusu düşürülmüş bulunuyorlar.

Eğer Batının lâik memleketlerinde bizim orucumuz tarzında bir ibadet şekli olsaydı, bütün bir milletin mukaddesatına karşı böyle bir lezit tavrı karşısında ne gibi bir tepkiye yol açılacağı görülürdü. Ne çare ki, Batılılığı, onun kendi dinine muhabbeti değil de, İslâmiyetten nefreti şeklinde ele alanlar, şuuraltı bir davranışla, efendilerine sadakatlerini bu türlü göstermek sevdasındadırlar.

Halbuki Batıyı bu mevzuda konuşturmak mümkün olsa, alacakları cevap şudur:
—Ben İslâmiyetten değil, sizin gibi Avrupalıya yakınlığı ancak alafranga hela küvetlerinde gerçekleşen eşşek hürriyetiyle hür, kazurat yaratıklardan nefret ediyorum.

Necip Fazıl Kısaürek (12.1.1965)

DEMOKRASYA

Komüniste göre, kendisinin âlenen ve her vasıtayla propaganda yapamadığı, yapınca da kitleleri arkasından sürükleyemediği, zira, tagallüp ağalarının güneşi zindanlarda hapsettiği ve meydanlara çıkarmadığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi, de diktatördür.

· Yahudiye göre, millî iktisat ölçülerinin beslendiği, millî bütünlüğün gizli istismarlardan korunmasına çalışıldığı, yani millî bünyenin korkunç bir yeniçeri gibi ekalliyet cellâdı olmakta devam ettiği ve insaf diye bir şey tanımadığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Dönmeye göre, milletle hükûmet arasında uygunluğa doğru gidildiği, resmî dairenin millî iradeyi temsile başladığı, bu yüzden en azîm bir felâkete yol açıldığı, hakikat ışığının ebedî bir kargaşalık ve çarpışmadan doğduğunun unutulduğu, felâketin biricik devası olarak milletle hükûmet arasındaki bağların törpülenemediği, liberalizmanın başını alıp yürüyemediği, kısaca millî bünyede birliğe gidildiği her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Masona göre, hurafelere inanmanın devam ettiği, ırk ve kavim safsataları içinde halkın tereddiye götürüldüğü, millî sâfiyenin mukavemet edebildiği, gizli Yahudi saltanatının ferdî ve zümrevî sermaye terakkümüne yol bulamadığı, neticede geniş ve cömert insaniyet dururken, insanların millet ve taassup bataklığından çırpınmasına göz yumulduğu, açıkçası beşerî aşk ve beynelmilel kemale pranga vurulduğu her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Garp hayranı züppeye göre, şahsiyet diye bir şeyin hâlâ ağır bastığı, maddî ve manevî yerlilik diye bir ölçüye bağlı olanların yaşadığı, şu bunak dedenin daima evin üst katında öksürmekte devam ettiği, Amerikalıya kendi kendisinden şüphe ettirecek kadar Amerikalılık gayretinin bir türlü takdir edilemediği, demek ki müzelerdeki balmumu tiplerin ellerindeki kırbaçla insanları güttüğü, insanların başına yular arandığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Halk Partiliye göre, eski hesaplara el atılmak ihtimalinin belirdiği, inkılâbın tenkidine müsaade edilmek gibi vahşî bir küfre meydan açıldığı, eski bir Başbakanın «inkılâp yobazları» diye ortaya bir tabir attığı; bütçe tanzimi, menfaat taksimi, adalet tevzii işinin kendilerinden başka ellere geçtiği, nihayet milleti yoktan var edenlere karşı en ağır nimet küfranın işlendiği ve en ağır eşkıyalığın hüküm sürdüğü her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· İslâmiyet düşmanına göre, 163 üncü maddeye rağmen camilerde Allah ve Resûlünün büyüklüğünden bahseden âyetlerin cehren okunmasına müsaade edildiği, «Allahtan kork!» sözünün göz göre göre takip edilmediği, böylece vatan hainliğinden büyük suçların örtbas edildiği ve böylece sınıfî tahakküm ve ruhî dolandırıcılığın çeteleştirildiği her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Deyyusa göre, Türk kızlarının millî ve mücerret mânalariyle cihan avrat pazarlarına sürülmesine zıt sesler çıktığı, bu seslerin boğulamadığı, millî infial çapına yükseldiği, neticede güzellik, (estetik) ve serbestliğin bu kadar ağır bir zulüm altında inletildiği yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Verem mikrobuna göre, uzvîyetteki müdafaa unsurlarının kuvvetli olduğu, hemen zavallı mikroplar üzerine çullandığı, onları boğduğu, gıdasız bıraktığı, bir kese içinde adaletsizce zaptettiği her bünyede demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Hırsıza, yankesiciye, kaatile göre, polisin bulunduğu yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Şu halde demokrasya, her bâtılın tek tek hayat hakkı ve oluş hürriyeti aradığı bir zemin olduğuna göre, bu bâtıllardan her birinin gözünde, öbür bâtıla yer verildikçe eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.

· Gelin siz, şimdi bu şartlara göre demokrasya nerededir, nedir ve nasıldır, hesap edin!

Müslümana gelince, zaten demokrasyayı aramaz ve sormaz. Zira onun, hakikati «tek» de bulmak yerine «çok» da aramak ve ebediyen kaybetmek sistemi olduğunu bilir, aradığı şeyin de kendisinde değil, İslâm’da olduğuna inanır

Necip Fazıl Kısakürek

Olaylar,Tarihler ve Ergenekon

Bu yazıda sadece 1993 yılı içinde meydana gelen önemli olayları 15 yıl sonra hatırlatıp yine sorular sormak istiyorum.


*Ölümünden önce Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, PKK’nın uyuşturucu ticaretine ve trafiğine dair önemli araştırmalar yapıyor ve yazılar yazıyordu. Uğur Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihli yazısında yani öldürülmesinden sadece iki hafta önce, “MOSSAD ve Barzani” başlığını taşıyan yazısında şunları yazıyor:


”Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?”


”Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, “Hayır olmadı” diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney’de yayınlanan “Israel’s Secret Wars-A History of Israel’s Intelligence Services” adlı kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü‘nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.”


Olaylara ve tarihlere devam edelim:
*11 Ocak 1993: İstanbul Polisi, Lucky-S adlı Panama bandıralı bir gemide 15 ton uyuşturucu ele geçiriyor.


*24 Ocak 1993: Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, Ankara'daki evinin önünde bulunan arabasına konan bomba ile öldürülüyor. Suikasti, saldırıdan hemen sonra o güne kadar adı pek duyulmamış “İslami Kurtuluş Örgütü”nün üstlendiği açıklanıyor. Ancak gerçekte kimin öldürdüğü, bugüne kadar bir netlik kazanmadı. Suikastte şüphelerin, “İran destekli terör örgütlerinin” üzerinde yönlendirilmesi, Mumcu’nun cenaze törenini, laiklik, cumhuriyet ve demokrasiye bağlılık mitingine dönüştürüyor.

*28 Ocak 1993: Bu defa Musevi İşadamı Jak Kamhi'ye suikast düzenleniyor, Jak Kamhi, yara almadan kurtulabiliyor.


*17 Şubat 1993: Milli kimliği ve ABD ve PKK’ya karşı tutumuyla tanınan Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis'in bindiği askeri uçak, Ankara’da düşüyor. Helikopterde bulunanlardan kurtulan olmuyor. Genelkurmay, olayın teknik bir arızadan meydana geldiğini açıklıyor. Ancak yapılan resmi açıklamalar kimseyi tatmin etmiyor.


*30 Mart 1993: Son birkaç yıl içinde hızla yayılan ve ülkede özgür ve demokratik bir yayın ortamına katkı sağlayan özel TV’ler ve radyolar, izinsiz yayın yaptıkları gerekçesiyle Hükümet tarafından kapatılıyor. Böylece sivil medya kontrol altına alınıyor.


*17 Nisan 1993: Tabuları yıkmasıyla öne çıkan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine yoğun ve önemli bir gezi düzenleyerek yurda dönen Türkiye'nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal sabah saatlerinde aniden rahatsızlanarak hayatını kaybediyor. Kalp yetmezliğinden dolayı vefat ettiği açıklanıyor. Ancak Özal’ın ölüm sebebiyle ilgili yapılan resmi açıklamalar da toplumun çoğuna hiç inandırıcı gelmiyor.


*25 Mayıs 1993: 150'ye yakın PKK'lı terörist, Bingöl-Elazığ karayolunu kesiyor. O günün terör ortamına rağmen PKK’nın en etkin olduğu bölgede eskortsuz, korumasız ve silahsız şekilde toplu halde dağıtıma gönderilmiş olan askerlerimiz kaçırılıyor. Burada 33 askerimiz kurşuna dizilerek şehit ediliyor. Bu olay üzerine Başbakan Vekili Erdal İnönü, Milli Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulu'ndan geçen 'PKK'ya af kararnamesini' ertelediklerini açıklıyor. Böylece PKK’nın çözülmesine yol açabilecek uygulama ortadan kalkıyor.


*30 Haziran 1993: Van'da Yenigün Otel kundaklanıyor, içinde yabancıların da bulunduğu 11 kişi ölüyor, 27 kişi yaralanıyor. Bir süre sonra bir kişi olayı üstleniyor, sayfa kapatılıyor.


*2 Temmuz 1993: Pir Sultan Abdal şenlikleri çerçevesinde Sivas’a gelen ve içlerinde Alevi camianın önde gelenlerinin de yer aldığı kişiler Madımak Otel’de iken otelin ateşe verilmesi sonucu 37 kişi yanarak can veriyor. Alevi-Sünni çatışması için fitil ateşleniyor.


*5 Temmuz 1993: Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü basıldı. Baskında suçsuz günahsız 33 masum insanımız katledildi. Sivas’ın hemen ardından farklı açıdan yeni bir oyun oynanıyordu.


*12 Temmuz 1993: 1996 Kasımından itibaren Susurluk ve benzeri olaylar dolayısıyla adı gündemden düşmeyecek olan biri, yukarıda sıraladığımız zincirleme gelişmelerin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü'ne getiriliyor. Getirilen kişi Mehmet Ağar.


*29 Temmuz 1993: Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Muhittin Fisunoğlu, 30 Ağustos beklenmeden görevinden alınıyor. 1. Ordu Komutanı Org. İsmail Hakkı Karadayı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na getiriliyor. İsmail Hakkı Karadayı, daha sonra 28 Şubat 1997 müdahalesinin Genelkurmay Başkanı olarak görev yapacaktır.


Bu zincirin anlamı ne?
Yukarıdan aşağıya sıraladığımız bu olayların aynı yıl içinde yaşandığını zannediyorum unutmuşuzdur. 1993 yılı içinde yaşanmış olan bazı olayları ve tarihleri özetlemeye çalıştım. Bilmem bu gelişmeler, size bir şeyler anlatıyor mu? Bütün bu arka arkaya gelen hadiseler zinciri, tuhaf bir tesadüften mi ibaret. Yoksa başka bir şey mi var? Mesela, devleti ve toplumu belli bir yöne doğru yönlendirmek için, 1993 yılı boyunca son derece sistematik ve kurgulu bir operasyon yürütülmüş olabilir mi?


Bu soruyu neden mi soruyorum?


*Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün evinde bulunan bir belge, gazeteci Uğur Mumcu cinayetine ilişkin şok detaylar içeriyor.


02 Şubat 1993 tarihli ve 01.789.0879/435 sayılı Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Sönmez Köksal imzalı 'ÇOK GİZLİ' ibaresi ile Başbakanlığa hitaben yazılmış, Uğur Mumcu konulu resmi belgede; ABD'nin Ortadoğu'yu kontrol altına alıp Türkiye'nin dine dayalı bir yönetim altına girmesini önlemek amacıyla, CİA denetiminde, İsrail Kabine görevlisi HAİM BAR-LEV kontrolünde, İsrail 'OADNA' birliklerinde eğitim gören altı kişilik özel timin 'Hayre' deniz üssünden botla Türkiye'ye giriş yaptıkları, bahse konu timin hedefinin Gazeteci Uğur Mumcu olduğu” anlatılıyor. Bu belgeden, Uğur Mumcu’yu Amerikan ve İsrail gizli servislerinin ortak bir operasyonla öldürdükleri, bunu MİT’in ve Başbakanlığın bildiği anlaşılıyor. Ama buna rağmen katilin İslami kesimde aranmaya devam edildiği ve gerçeklerin örtüldüğü sonucu çıkıyor.


*Son bir yıldır devam eden soruşturmalara göre Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’i Ergenekon Teşkilatı’nın ortadan kaldırtmış olduğuna dair ciddi iddialar var.


*Ergenekon iddianamesinde terör örgütü PKK'nın kurucuları arasında olduğu ileri sürülen Doğu Perinçek'in, Bingöl'de 33 askerin şehit edildiği eylemin azmettiricisi olduğu belirtiliyor. İP yalanlasa da iddia korkunç. İfadeler, Adnan Akfırat'ın evinde bulunan 4 sayfalık dokümanda yer alıyor.


Yukarda sıraladığım olayları şimdi hepimiz bir kere daha baştan aşağı düşünelim.


Sivas’ta, 37 kişinin yakılarak öldürüldüğü Madımak olayının, arkasından yapılan Başbağlar katliamının, Kartal Demirağ’ın 18 Haziran 1988’de Başbakan Özal’a suikast düzenlemesinin ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 17 Nisan 1993’te ölümünün altından da Ergenekon çıkarsa kimse şaşırmasın.


Söylediklerimi şaşkınlıkla karşılayanlar, “Bu kadar da olmaz” diyerek “bütün kirli işleri” Ergenekon’a bağlamaya çalıştığımız eleştirisi yapanlar ise biraz sabretsinler. Hüküm vermek için bir süre daha beklesinler. Çünkü şimdi düşünme, soru sorma ve araştırma zamanı. Hükmü mahkemeler verecek.


Türkiye arındıkça, gerçekler daha fazla anlaşılacak. Gerçeklerden kimse korkmasın

Kaynak: Kanala haber(Altan Tan

Gençliğe Hitabe

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah'ın Kur'an'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...

Halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "Hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik...

Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!", kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!", ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...

Birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan Batı adamının bulamadığını, Türkün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...

"Kim var!" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...

Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...

Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.



Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..

Allah'ın selâmı üzerinize olsun!

Necip Fazıl Kısakürek